14077,13%0,34
43,01% 0,17
50,55% -0,02
6057,91% 1,55
9931,63% 0,00
Türk yargı sistemine ilişkin tartışmalar devam ederken, Avukat Bülent Cansu, yargının mevcut sorunlarını ve çözüm yollarını ele alan kapsamlı bir değerlendirme yayımladı. Yaklaşık 25 yıllık meslek tecrübesine dayanan açıklamasında Cansu, yargıda bazı sorunların çözülmesine karşın yeni ve daha derin yapısal problemler ortaya çıktığını vurguladı. Cansu’ya göre mesele yalnızca iş yükü ya da personel sayısı değil; bağımsızlık, karar kalitesi, mesleki güvence ve kurumsal kültür eksikliği gibi temel başlıklarda düğümleniyor.
Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından açıklanan hedeflerin ve reform çabalarının kıymetli olduğunu ifade eden Avukat Bülent Cansu, buna rağmen yargıdaki problemlerin yüzeysel değil, derin ve kronik olduğuna dikkat çekti. Cansu, 1999 yılında konuşulan bazı sorunların bugün hâlâ çözülemediğini, buna karşılık geçmişte sorun olarak görülmeyen birçok hususun günümüzde yargının temel problemleri haline geldiğini belirtti. Bu durumun, yargı sisteminin her çözümle birlikte yeni sorunlar ürettiğini gösterdiğini kaydetti.
Son yıllarda yapılan hızlı ve toplu hâkim-savcı alımlarının tecrübe aktarımını zayıflattığını belirten Cansu, usta-çırak ilişkisinin büyük ölçüde ortadan kalktığını söyledi. Kıdemli yargı mensuplarının önemli bir bölümünün istinaf aşamasında görev yapması veya sistem dışına çıkması nedeniyle genç hâkim ve savcıların mesleki rehberlikten mahrum kaldığını ifade eden Cansu, bunun da kurumsal kültür ve gelenek aktarımını sekteye uğrattığını dile getirdi.
Yargıda artan insan kaynağına rağmen performansın hâlâ dosya sayısı üzerinden ölçülmesini eleştiren Bülent Cansu, “geciken adalet adalet değildir” ilkesinin yanlış yorumlandığını savundu. Cansu’ya göre, karar kalitesi, hukuka uygunluk ve isabet oranı gibi kriterler geri planda kalıyor. İstinaf, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden gelen bozma ve ihlal kararlarının, performans değerlendirmelerinde dikkate alınmaması ciddi bir eksiklik olarak öne çıkıyor.
UYAP başta olmak üzere yargı bilişim altyapısının uluslararası raporlarda üst sıralarda yer aldığını hatırlatan Cansu, buna karşın yargının etkinliği ve güvenilirliği konusunda Türkiye’nin alt sıralarda yer almasının dikkat çekici olduğunu vurguladı. Teknik altyapının güçlü olmasının tek başına adalet üretmediğini belirten Cansu, asıl sorunun bağımsızlık, tarafsızlık ve gerekçeli karar kalitesinde yaşandığını ifade etti.
Açıklamada en dikkat çeken başlıklardan biri de yargı bağımsızlığına ilişkin değerlendirmeler oldu. Cansu, hâkim ve savcıların karar verirken “kanun ve vicdan” yerine “bu kararı verirsem başıma ne gelir” kaygısıyla hareket etmeye başladığını savundu. Özellikle tutuklama ve tahliye kararlarında risk almaktan kaçınıldığını belirten Cansu, bunun da kişi özgürlüğü ve masumiyet karinesi açısından ciddi sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Son yıllarda yargı camiasında ve kamuoyunda dilekçelerin yeterince okunmadığı, kararların standart ve klişe gerekçelerle verildiği algısının güçlendiğini ifade eden Cansu, bunun yargıya olan güveni derinden sarstığını vurguladı. Gerekçesiz veya matbu kararların, Anayasa Mahkemesi ve AİHM ihlallerinin temel nedenlerinden biri olduğunu dile getirdi.
Cansu, tutuklamanın istisnai bir tedbir olmaktan çıktığını, soyut gerekçelerle rutin hale geldiğini belirtti. Tutukluluğun devamı kararlarında ilk gerekçelerin kopyala-yapıştır yöntemiyle tekrarlandığını vurgulayan Cansu, bunun hem bireysel özgürlükleri hem de yargının meşruiyetini zedelediğini ifade etti.
Mevcut iki yılda bir yapılan teftiş sisteminin yetersiz olduğunu belirten Cansu, UYAP altyapısı kullanılarak dijital ve sürekli denetim modeline geçilmesini önerdi. Bu sistemin karar içeriklerine değil, usule ve yargılamanın makul sürede yürütülüp yürütülmediğine odaklanması gerektiğini vurguladı.
Yargı mensuplarının ekonomik koşullarına da değinen Cansu, mevcut maaşların büyükşehirlerde yaşamayı zorlaştırdığını, lojman ve yan hak eksikliğinin motivasyonu düşürdüğünü ifade etti. Ekonomik kaygı yaşayan bir hâkimin tam bağımsızlıkla görev yapmasının zor olduğunu belirtti.
Performans değerlendirmesinde kalite odaklı, şeffaf ve objektif kriterler getirilmesi gerektiğini savunan Cansu, doğru ve hukuka uygun karar veren yargı mensuplarının ödüllendirilmesini, sistematik hata yapanların ise yaptırımlarla karşılaşmasını önerdi.
Açıklamasının sonunda Cansu, yargı sorunlarının yüzeysel düzenlemelerle çözülemeyeceğini vurguladı. Toplumun yargıya güveninin yeniden tesis edilmesi için cesaretle karar verebilen, emeği takdir edilen ve hukuki güvenceleri sağlam bir yargı düzeninin şart olduğunu ifade etti.