-
BIST 100
16242,69%1,20
-
DOLAR
44,35% 0,05
-
EURO
51,48% -0,04
-
GRAM ALTIN
6500,41% 1,95
-
Ç. ALTIN
10892,64% 1,34
İran'ın Bölünmesini Devlet Bahçeli Engelledi
Ortadoğu Denkleminde Yeni Strateji: Türkiye’nin İç Siyaset Hamlelerinin Bölgesel Yansımaları.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 tarihinde yaptığı grup konuşmasında, Abdullah Öcalan için dile getirdiği “tecridi kaldırılırsa gelsin TBMM’de konuşsun ve terörün bittiğini ilan etsin” çağrısı, Türkiye’de olduğu kadar bölgesel ölçekte de ciddi bir kırılma yarattı. Bu çağrı, ilk etapta milyonlarca vatandaş tarafından kabul görmemiş ve yoğun eleştirilere neden olmuştu.
Ancak stratejik perspektiften bakıldığında, bu çıkış klasik güvenlik politikalarının ötesinde, silahlı yapıları siyasallaştırma ve etkisizleştirme amacı taşıyan bir hamle olarak okunabilir. Nitekim Bahçeli’nin bu çağrısının ardından PKK’nın silahlı eylemlerinde belirgin bir duraksama yaşanması, sahadaki dengelerin değişmeye başladığını gösterdi. Bölgedeki birçok aktör konuyu gündemine almak zorunda kaldı.
Bu gelişmeden kısa süre sonra Suriye’de Beşşar Esad yönetiminin devrilmesi ve Türkiye’nin desteklediği Ahmed eş-Şara liderliğinde yeni bir yapının ortaya çıkması, zaten kırılgan olan bölgesel dengeleri daha da hassas hale getirdi. Suriye’nin bu süreçte parçalanma riski taşıdığı değerlendirilirken, sahada faaliyet gösteren PYD’nin doğrudan silahlı çatışma yerine daha temkinli ve siyasi bir çizgiye yönelmek zorunda kaldığı görüldü.
Aradan geçen yaklaşık altı aylık süreçte ise İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri destekli askeri baskının İran üzerine yoğunlaştığı yeni bir dönem başladı. İlk aşamada 12 gün süren çatışmalar, İran’ın öngörülemeyen balistik füze stratejisi nedeniyle beklenenden erken sona erdi. Bu süreçte İran’ın askeri kapasitesi kadar, iç dinamiklerinin de beklenen şekilde çözülmemesi dikkat çekti.
Stratejik hesaplamalara göre; bu saldırılarla birlikte İran içinde ciddi bir iç karışıklık çıkması, halkın devlet kurumlarına yönelmesi ve özellikle terör örgütü PKK'nın İran uzantısı olan PJAK benzeri Kürt grupların harekete geçerek süreci hızlandırması bekleniyordu. Nihai hedef ise İran’ın bölünmesi, bölgesel tehdit kapasitesinin ortadan kaldırılması ve enerji kaynaklarının kontrol altına alınmasıydı.
Ancak sahadaki gerçeklik bu senaryoyu doğrulamadı. İran halkı, binlerce yıllık devlet geleneği ve mezhepsel aidiyetleri nedeniyle, yönetimden memnuniyetsizliklerine rağmen rejime karşı geniş çaplı bir ayaklanmaya yönelmedi. Daha dikkat çekici olan ise, PJAK bağlantılı grupların beklenen ölçekte bir hareketlilik göstermemesi oldu.
Tam da bu noktada, Devlet Bahçeli’nin yaklaşık iki yıldır sürdürdüğü “barış ve siyaset merkezli” yaklaşımın bölgesel yansımaları tartışılmaya başlandı. Bu yaklaşımın yalnızca Türkiye içinde değil, Ortadoğu genelinde dağınık halde bulunan Kürt gruplar üzerinde de dolaylı bir etki oluşturduğu; silahlı mücadele yerine siyasi alanın daha fazla öne çıkmasına katkı sunduğu değerlendirilebilir.
İlk etapta sert şekilde eleştirilen ve toplumun önemli bir kesimi tarafından kabul edilemeyen bu politika, zamanla farklı bir stratejik anlam kazanmaya başladı. Suriye’de olası bir bölünme senaryosunun gerçekleşmemesi ve bugün İran’da benzer bir sürecin tetiklenememesi, bu yaklaşımın dolaylı sonuçları arasında gösterilmektedir.
Bölgede her fırsatı değerlendirmek için can atan terör guruplarının böylesine tarihi 2 fırsatı Suriye ve İran'da geri tepmeleri tamamen Bahçeli'nin başarısı mı?
Elbette bu süreci yalnızca tek bir siyasi aktörün hamlesiyle açıklamak eksik olur. Ortadoğu’da dengeler; küresel güç rekabeti, enerji politikaları, mezhepsel fay hatları ve yerel aktörlerin kararlarıyla şekillenmektedir. Ancak Türkiye’nin iç politikada attığı adımların bölgesel denklem üzerinde etkisiz olduğunu söylemek de mümkün değildir. Türk aklının bölgede son 2 yıldır izlediği (geleceği gören) siyaset muhtemelen önümüzdeki 30 yılı şekillendirecek.
Sonuç olarak, Devlet Bahçeli’nin izlediği ve halen tartışmalı olan bu strateji; kısa vadede kabul görmese de, uzun vadede bölgedeki ayrılıkçı dinamikleri yavaşlatan ve çatışma yerine siyaseti öne çıkaran bir zemin oluşturmuş olabilir. Suriye ve İran'ın bölünmesi planları bu zorlu süreçte Bahçeli'nin başlattığı süreç ile rafa kaldırılmış durumda. Sürecin nihai sonucu ise, bölgedeki haritaların değişip değişmeyeceği ve Türkiye’nin bu süreçten ekonomik ve sosyal olarak nasıl çıkacağıyla netlik kazanacaktır. Ömer Faruk Artun, Adalet TV
-
1
Adalet Bakanından Özel’in İddialarına Yanıt: Yasal Süreç Başlatılıyor
-
2
Akın Gürlek’ten “İBB davası canlı yayınlansın” tartışmasına yanıt: “Kanun değişirse mümkün olabilir”
-
3
Merakla Beklenen 19 Maddelik Kanun Teklifinden Zam Çıktı!
-
4
Terör Örgütü Elebaşı Abdullah Öcalan'dan Yeni Çağrı
-
5
Feti Yıldız'dan İnfaz Düzenlemesi Açıklaması
-
6
MHP'den Umut Hakkı Açıklaması!
-
7
Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Küresel ticaret hatlarını tahkim ettik”
-
8
CHP’li Belediye'de kriz: Tutuklama sonrası geçici başkan görevlendirildi
-
9
Feti Yıldız’dan “umut hakkı” ve infaz hukuku vurgusu
-
10
MHP’li Feti Yıldız’dan “umut hakkı” açıklaması: Raporda yer alacak, uzlaşı sağlandı

