İnfaz hukukuna ilişkin dikkat çeken bir değerlendirmede bulunan Avukat Bülent Cansu, koşullu salıverme kararlarının ve müddetnamenin hükümlüye usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemesi halinde deneme süresinden söz edilemeyeceğini vurguladı. Cansu, "Deneme süresi yoksa geri alma da yoktur. Ancak uygulamada varmış gibi işlem yapılıyor" ifadelerini kullandı.
Cansu'ya göre, tebliğ edilmemiş bir müddetname ya da koşullu salıverme kararına dayanarak deneme süresi başlatılması hukuken mümkün değil. Deneme süresinin, ancak geçerli şekilde kurulmuş bir infaz statüsünün sonucu olabileceğini belirten Cansu, "Hukuken kurulmamış bir statünün ihlal edilmesi de mümkün değildir" dedi.
Koşullu salıverilmenin basit bir takvim hesabı olmadığını, hukuki sonuç doğuran bir statü olduğunu ifade eden Cansu, bu statünün muhatabına usulüne uygun biçimde tebliğ edilmeden doğmayacağını dile getirdi. "Doğmamış bir statü geri alınamaz" diyen Cansu, tebligatın infaz hukukunda kurucu unsur olduğuna dikkat çekti.
Cansu, özellikle 4616 sayılı Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası kapsamında yapılan uygulamalara işaret etti. Bu kapsamda kişinin cezaevine alınmadan, gıyabında örnek müddetname düzenlenerek kâğıt üzerinde tahliye edildiğini belirten Cansu, çoğu durumda hem müddetnamenin hem de koşullu salıverme kararının ilgili kişiye tebliğ edilmediğini söyledi.
Buna rağmen yıllar sonra "deneme süresi içinde suç işlendiği" gerekçesiyle geri alma işlemleri tesis edildiğini kaydeden Cansu, bu yaklaşımı "hukuk tekniği değil, varsayım yönetimi" olarak nitelendirdi.
Savunma ve itiraz haklarının ancak bildirimle anlam kazanacağını ifade eden Cansu, tebligat yapılmadan yükümlülük yüklenmesinin hukuk devleti ilkesine açık aykırılık oluşturduğunu dile getirdi. Cansu, "Devlet, yükümlülük yüklemeden önce bildirmek zorundadır. Bildirmeden cezalandırmak, hukuk devleti pratiği değil, idari refleks davranışıdır" değerlendirmesinde bulundu.
Adli sicilde tali karar fişinin bulunmasının ya da "sabıkası okundu" ibaresinin hukuki tebligat anlamına gelmeyeceğini belirten Cansu, öğrenme varsayımının açık kanuni tebligat zorunluluğunu ortadan kaldıramayacağını vurguladı.
Cansu, Yargıtay'ın yerleşik içtihadının da bu yönde olduğunu belirterek, tebliğ edilmemiş ve kesinleşmemiş koşullu salıverme kararlarının geri alma yaptırımına dayanak olamayacağını ifade etti.
"Tebliğ yoksa kesinleşme yoktur. Kesinleşme yoksa geri alma da yoktur" diyen Cansu, deneme süresinin gizli bir denetim mekanizması olmadığını, hükümlünün bilgisi dışında başlatılan bir sürenin hukuken yok hükmünde sayılması gerektiğini dile getirdi.
İnfaz hukukunun salt matematiksel gün hesabından ibaret olmadığını söyleyen Cansu, meselenin hukuki varlık-yokluk sorunu olduğunu kaydetti. Doğmamış bir deneme süresine dayanarak infaz işlemi yapılmasının teknik bir hata değil, temel ilke ihlali olduğunu belirtti.
"Önce tebliğ, sonra yükümlülük. Önce kesinleşme, sonra yaptırım" diyen Cansu, bu sıralamanın değişmesi halinde hukukun keyfileşeceğini ifade etti. Hukuk güvenliğinin öngörülebilirlik anlamına geldiğini vurgulayan Cansu, bildirilmeyen bir deneme süresinin öngörülebilir olamayacağını, öngörülemez yaptırımın ise adaletle bağdaşmayacağını kaydetti.
Cansu açıklamasının sonunda, etkili yasa yolu bulunmaması ve dilekçelerin yeterince incelenmemesi nedeniyle uygulamada keyfiliğin arttığını savundu. Hâkimliğin ezbere icra edilen bir meslek olmadığını belirten Cansu, infaz hukukunun da şablon doldurma alanı olarak görülemeyeceğini söyledi.
Son olarak Cansu, "Tebliğ edilmeyen müddetname hükümlüyü bağlamaz. Tebliğ edilmeyen koşullu salıverme kararı kesinleşmez. Kesinleşmeyen statü geri alınamaz. Aksi uygulama, infaz hukukunu normatif zeminden çıkarıp keyfi alana taşır" ifadelerini kullandı.