Mahkeme salonlarında kullanılan hitap biçimleri son dönemde hukuk camiasında yeniden tartışılmaya başlarken, Avukat Bülent Cansu konuya ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Cansu'ya göre duruşma sırasında kullanılan dil yalnızca bir iletişim tercihi değil, aynı zamanda adaletin görünüşünü ve yargıya duyulan güveni doğrudan etkileyen önemli bir unsur.
Cansu, Türkçede "sen" ve "siz" ayrımının basit bir dil bilgisi meselesi olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu ayrımın toplumsal mesafe, saygı ve hiyerarşiyi ifade eden güçlü bir pragmatik gösterge olduğunu vurguladı. Ona göre özellikle mahkeme salonu gibi özgürlük, mülkiyet ve itibar gibi temel hakların tartışıldığı ortamlarda kullanılan hitap biçimi, yalnızca üslup meselesi değil; aynı zamanda tarafsızlık görüntüsünün ve adil yargılanma hakkının önemli bir parçası.
Avukat Bülent Cansu, mahkeme salonlarının kurumsal olarak belirgin bir güç dengesizliği barındırdığına dikkat çekti. Hâkim ile sanık, taraf veya tanık arasındaki ilişkinin doğası gereği hiyerarşik olduğunu belirten Cansu, bu nedenle duruşma dilinin daha da hassas bir konu haline geldiğini ifade etti.
Cansu açıklamasında şu değerlendirmeyi yaptı:
"Mahkeme salonu, yüksek güç asimetrisi bulunan bir iletişim ortamıdır. Hâkim ile taraflar arasındaki ilişki doğal olarak hiyerarşik yapıdadır. Bu nedenle hâkimin duruşmada kullandığı hitap biçimi yalnızca bir zamir tercihi olarak görülemez. Kullanılan dil, mahkemenin otoritesini, tarafsızlık algısını ve yargılamanın saygınlığını doğrudan etkileyebilir."
Cansu, konunun yalnızca etik veya nezaket tartışması olmadığını, aynı zamanda hukuki boyutunun bulunduğunu söyledi.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinin herkesin mahkemeler önünde adil yargılanma hakkına sahip olduğunu açıkça düzenlediğini hatırlatan Cansu, uluslararası sözleşmelerin de benzer güvenceler içerdiğini belirtti.
Cansu'ya göre:
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılanma hakkını güvence altına alıyor.
Aynı sözleşmenin 3. maddesi ise kimsenin insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz bırakılamayacağını düzenliyor.
Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 14. maddesi de herkesin mahkemeler önünde eşit olduğunu ve tarafsız bir yargı organı önünde yargılanma hakkını tanıyor.
Cansu, bu metinlerin yalnızca mahkeme kararlarını değil, yargılamanın yürütülüş biçimini de kapsadığını ifade ederek, "Mahkemenin tarafsız görünmesi en az tarafsız olması kadar önemlidir" dedi.
Avukat Bülent Cansu, uluslararası yargı etiği standartlarının da mahkeme dilinin saygılı ve vakur olmasını zorunlu gördüğünü belirtti. Özellikle Bangalore Yargı Etiği İlkeleri'nin hâkimlerin taraflara karşı nazik ve saygılı davranması gerektiğini açıkça düzenlediğini hatırlattı.
Türkiye'de de Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun yayımladığı Yargı Etiği Bildirgesi'nde hâkimlerin muhataplarına karşı saygı ve nezaket çerçevesinde davranmasının zorunlu olduğuna dikkat çeken Cansu, hitap biçiminin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Cansu'ya göre "sen" hitabı tek başına her zaman bir ihlal anlamına gelmeyebilir; ancak belirli koşullar altında bu durum ciddi tartışmalara yol açabilir. Özellikle yetişkin muhataplara karşı sert, azarlayıcı veya aşağılayıcı bir bağlamda kullanıldığında, bu tür bir hitap biçimi mahkemenin tarafsızlığına ilişkin şüphe doğurabilir.
Cansu değerlendirmesinde, tartışmanın merkezinde aslında zamirin kendisinin değil, bağlamın yer aldığını vurguladı.
Bir hâkimin duruşmada:
Yetişkin bir tarafa "sen" diye hitap etmesi,
Sert veya azarlayıcı bir üslup kullanması,
Taraflardan birine sürekli daha kaba bir tonla yaklaşması,
İtirazlara rağmen aynı üslubu sürdürmesi
gibi durumların etik standartlarla daha açık bir şekilde çatışabileceğini ifade etti.
Cansu, bu tür durumların yargılamanın tarafsızlığına ilişkin şüpheleri artırabileceğini ve usuli adalet algısını zedeleyebileceğini dile getirdi.
Avukat Bülent Cansu, duruşma diline ilişkin tartışmaların önüne geçilmesi için bazı öneriler de sundu.
Buna göre ilk öneri, yargı etiği metinlerinde yer alan "saygı ve nezaket" ilkelerinin daha somut uygulama rehberleriyle desteklenmesi. Cansu, özellikle hitap biçimleri ve duruşma diline ilişkin örneklerin etik kılavuzlarda daha açık şekilde yer almasının faydalı olacağını belirtti.
İkinci öneri ise mahkemelerin duruşma başında kısa bir iletişim çerçevesi açıklaması yapması. Cansu'ya göre "Taraflara 'siz' diye hitap edilecektir, söz kesme yerine usuli uyarı yapılacaktır" gibi bir çerçevenin ilan edilmesi hem tarafların güven duygusunu artırabilir hem de mahkeme düzenini daha kural temelli bir şekilde sağlayabilir.
Üçüncü öneri olarak ise barolar ile yargı kurumlarının ortak eğitim programları düzenlemesi gerektiğini ifade eden Cansu, duruşma dili ve mesleki nezaket konusunun hem hâkimler hem de avukatlar açısından önemli bir mesleki standart olduğunu söyledi.
Cansu, açıklamasını şu değerlendirmeyle tamamladı:
"Bu mesele yalnızca bir zamir tartışması değildir. Mahkemenin tarafsızlık görüntüsü, yargıya güven ve adil yargılanma algısı ile doğrudan ilgilidir. Duruşma dili, yargının saygınlığını ve adaletin görünüşünü şekillendiren önemli bir unsurdur."