Anayasa Mahkemesi (AYM), uzun yıllara yayılan ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri dönemine uzanan bir yargılamada, sanık aleyhine belirleyici nitelikte olan tanığın duruşmada sorgulanmasına imkân tanınmamasını adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirdi. Yüksek Mahkeme, bu kapsamda tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine hükmederek dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verdi.
Başvurucu hakkında Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1995 yılında PKK silahlı terör örgütüne yardım ve örgüt faaliyeti kapsamında suçlamalar yöneltildi. Başvurucu, gözaltında ve savcılık aşamasında müdafii olmaksızın alınan ifadelerinde örgütle irtibat kurduğunu, eleman ve malzeme taşımada kuryelik yaptığını kabul eden beyanlarda bulundu. Daha sonra ise bu ifadelerini psikolojik baskı altında verdiğini belirterek reddetti.
Yargılama sürecinde en kritik aşamalardan biri, birlikte yargılanan sanık R.K.'nın etkin pişmanlık kapsamında verdiği beyanlar oldu. R.K., başvurucunun 1994 yılında Diyarbakır'daki bir kahvehane tarama eylemine bizzat katıldığını ileri sürdü. Bu beyanlar, ilerleyen aşamalarda başvurucu hakkında "devletin hâkimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya teşebbüs" suçundan müebbet hapis cezası verilmesinde belirleyici rol oynadı.
AYM'nin kararında altı çizilen en önemli husus, başvurucu aleyhine beyan veren tanığın, sanığın hazır bulunduğu bir duruşmada veya SEGBİS yoluyla dahi sorgulanmamış olması oldu. Başvurucu ve müdafii, yargılamanın çeşitli aşamalarında tanığın yeniden dinlenmesini talep etti; ancak bu talepler mahkemece reddedildi.
Yüksek Mahkeme, tanık sorgulama hakkına ilişkin içtihadında uyguladığı üç aşamalı test çerçevesinde somut olayı değerlendirdi. Kararda;
Tanığın duruşmada hazır edilmemesine ilişkin geçerli bir gerekçe ortaya konulmadığı,
Tanık beyanlarının, mahkûmiyete götüren belirleyici deliller arasında yer aldığı,
Savunmanın karşılaştığı bu dezavantajı telafi edecek karşı dengeleyici güvencelerin sağlanmadığı
tespitlerine yer verildi.
AYM, özellikle etkin pişmanlık kapsamında verilen ve doğruluğu çapraz sorgu yoluyla test edilemeyen beyanların, sanığın kaderini belirlemesinin yargılamanın hakkaniyetini zedelediğini vurguladı.
Kararda dikkat çeken bir diğer nokta, tanık R.K.'nın beyanlarının mahkûmiyetin tek delili olmadığı, ancak belirleyici nitelikte kabul edildiği yönündeki tespit oldu. AYM, başvurucunun önceki ikrar niteliğindeki beyanlarının bulunmasına rağmen, kahvehane baskınına bizzat katıldığı iddiasının esasen sorgulanamayan tanık anlatımına dayandığını değerlendirdi.
Bu nedenle, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine oyçokluğuyla karar verildi. Karara iki üye karşı oy kullandı.
Başvurucunun yargılamanın uzun sürmesine ilişkin makul sürede yargılanma hakkı iddiası ise, başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulundu.
AYM, ihlalin giderimi için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağını belirterek maddi ve manevi tazminat taleplerini reddetti. Buna karşılık, başvurucu lehine 30 bin TL'yi aşan yargılama gideri ve vekâlet ücretinin ödenmesine hükmedildi.
Bu karar, özellikle etkin pişmanlık beyanları, gizli ya da birlikte sanık konumundaki tanıkların ifadeleri ve çapraz sorgu hakkının sınırları açısından önemli bir içtihat niteliği taşıyor. Anayasa Mahkemesi, bir kez daha, hükme belirleyici ölçüde etki eden tanıkların sanık tarafından sorgulanmasının, adil yargılanmanın vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu vurgulamış oldu.
Yeniden yargılama sürecinde yerel mahkemenin, AYM'nin işaret ettiği ilkelere uygun şekilde tanık delilini yeniden değerlendirmesi gerekecek.