Anayasa Mahkemesi, geri gönderme merkezlerinde tutulan bir yabancının açtığı tazminat davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesini hak ihlali saydı. Yüksek Mahkeme, idare mahkemesinin süreye ilişkin katı yorumunun "mahkemeye erişim hakkını" ihlal ettiğine hükmetti.
Başvurucu, 2015-2016 yılları arasında geri gönderme merkezlerinde tutulduğu süreçte hem idari gözetim kararının hukuka aykırı olduğunu hem de tutulma koşullarının insan onuruna aykırı olduğunu ileri sürerek daha önce bireysel başvuruda bulundu. Ancak AYM, bu başvuruyu "başvuru yolları tüketilmediği" gerekçesiyle kabul edilemez buldu.
Bu kararın ardından başvurucu, tazminat talebiyle idare mahkemesinde dava açtı. Ancak İstanbul 1. İdare Mahkemesi, davayı süre aşımı nedeniyle reddetti. Mahkeme, davanın ilgili süreler içinde açılmadığını belirterek esasa girmedi.
Dosyayı inceleyen AYM, idare mahkemesinin süre hesabına ilişkin yorumunu eleştirdi. Kararda, özellikle daha önce verilen içtihat değişikliği sonrasında açılacak davalarda sürelerin "mahkemeye erişim hakkını zedelemeyecek şekilde" değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Yüksek Mahkeme, başvurucunun AYM kararının tebliğinden sonra makul süre içinde dava açtığını belirterek, idare mahkemesinin 30 ve 60 günlük süreleri katı biçimde uygulamasını orantısız buldu. Bu nedenle, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verildi.
Başvurucu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile kötü muamele yasağının da ihlal edildiğini ileri sürdü. Ancak AYM, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verdiği için diğer iddiaların incelenmesine gerek görmedi.
AYM, ihlalin giderilmesi için dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine hükmetti. Ayrıca başvurucuya 30 bin TL vekâlet ücreti ödenmesine karar verildi. Tazminat talepleri ise reddedildi.
Bu karar, özellikle geri gönderme merkezlerinde tutulan kişilerin açacağı tazminat davalarında süre hesaplamasının nasıl yapılacağına ilişkin önemli bir içtihat niteliği taşıyor. AYM, usul kurallarının katı uygulanmasının hak arama özgürlüğünü ortadan kaldırmaması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.