Afganistan'da yönetimi elinde bulunduran Afganistan İslam Emirliği tarafından hazırlanan ve kamuoyuna duyurulan yeni Ceza Kanunu, içerdiği ağır yaptırımlar ve fiziksel cezalar nedeniyle hem ülke içinde hem de uluslararası alanda ciddi tartışmalara yol açtı. Yetkililer, düzenlemenin İslam şeriatı ve Hanefi fıkhı esas alınarak hazırlandığını savunurken, hukuk çevreleri ve insan hakları savunucuları cezaların orantısız, çağdaş ceza hukuku ilkeleriyle bağdaşmayan ve keyfiliğe açık olduğunu dile getiriyor. Cezalara infaz aşamasında indirim yapılmıyor.
Yeni Ceza Kanunu'nda en dikkat çeken başlıkların başında eşcinsellik, dinden dönme ve Peygamber'e hakaret gibi fiiller için öngörülen ağır yaptırımlar geliyor. Buna göre eşcinsel ilişki ilk tespitte iki yıl hapisle cezalandırılırken, tekrarında idam cezası öngörülüyor. Peygamber'e hakaret eden kişinin tövbe etmesi halinde altı yıl hapis, tövbe etmemesi durumunda ise mürted sayılarak idam edilmesi hükme bağlanıyor.
Benzer şekilde yalancı şahitlik, oruç bozma, tekfir ve hakaret gibi fiiller için sopa cezası uygulanması da kanunda açıkça yer alıyor. Bu durum, Afganistan'ın taraf olduğu ya da uluslararası toplumun benimsediği insan onurunun korunması, bedensel dokunulmazlık ve işkence yasağı gibi evrensel ilkelerle açık bir çelişki oluşturuyor.
Kanunda yer alan bazı cezalar arasındaki orantısızlık ise eleştirilerin odağında yer alıyor. Örneğin:
Organ kaçakçılığı için yalnızca 1 yıl hapis cezası öngörülürken,
Dans etmek veya dans izlemek 2 ay hapisle cezalandırılıyor.
Silah kaçakçılığı 1 yıl hapisle sınırlı tutulurken,
Hayvan dövüştürmek 5 ay hapisle karşılık buluyor.
Hukukçulara göre bu tablo, ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan "suç ile ceza arasındaki ölçülülük" ilkesinin ciddi biçimde ihlal edildiğini gösteriyor.
Rüşvet alan ve veren için iki yıl, rüşvete aracılık eden için ise yalnızca altı ay hapis cezası öngörülmesi, kamu düzenini doğrudan etkileyen suçlar açısından da eleştiri konusu oldu. Aynı şekilde uyuşturucu satışı için beş yıl, uyuşturucu kaçakçılığı için ise bir yıldan başlayan cezalar, suçun toplumsal etkisiyle kıyaslandığında yetersiz bulunuyor.
Yetkililer kanunun Hanefi mezhebine dayandığını belirtse de İslam hukuku uzmanları bu yaklaşımın tek yorumlu ve siyasileştirilmiş olduğunu savunuyor. Pek çok İslam hukukçusu, Hanefi fıkhının tarihsel olarak şüpheyi sanık lehine yorumlayan, had cezalarını istisnai gören ve kamu maslahatını önceleyen bir gelenek barındırdığını hatırlatıyor.
Bu bağlamda, sopa ve idam cezalarının yaygınlaştırılması, fıkhi bir zorunluluktan çok ideolojik bir tercih olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre yeni Ceza Kanunu, Afganistan'ın zaten kırılgan olan uluslararası konumunu daha da zorlaştırabilir. Özellikle idam ve bedensel cezaların sistematik hale getirilmesi, ülkenin insan hakları sözleşmeleriyle fiilen bağını koparması anlamına geliyor.
Sonuç olarak, Afganistan'da ilan edilen bu yeni Ceza Kanunu; adalet duygusunu tesis etmekten ziyade korku temelli bir toplumsal kontrol anlayışını yansıttığı gerekçesiyle yoğun eleştirilerin hedefi olmaya devam ediyor.